Br makale değerlendirmesi
Ali KARATAŞ

İslam dünyasının ve Müslümanların, içinde bulunduğu siyasal, ekonomik ve sosyal açıdan ortaya çıkan bölünmüşlüğü ve parçalanmışlığı dikkati çekmektedir.
Her ne kadar tarihte yaşanılan bazı dönemler Müslümanların lehine tezahür etmişse de modern dünyanın göstergeleri şu an Müslümanların aleyhine durumlar orta çıkarmaktadır. Bu durum ilim adamları tarafından tartışılmakta ve olumsuzluklara çözüm aranmaktadır. Suç, günümüze kadar bir süreklilik içerisinde bize ulaşan “Geleneksel İslam” olarak adlandırılan mirasa yüklenmektedir. Çözüm noktasında geleneksel İslam’ın sahip olduğu Kur’an telakkisi eleştirilip yeni bir Kur’an tasavvuru ortaya konmaya çalışılarak buna bağlı yeni bir metodoloji üretilmeye çalışılmakta; Kur’an’ı kendisine anlamanın nesnesi olarak konu edinen tefsir ilminin sınırları, imkânları ve gücü yeniden ortaya konmaya gayret edilmektedir. Çağdaş İslam düşüncesi yeni bir metodoloji orta koymada, sözde, Kur’an’ı klasik düşüncenin hegemonyasından kurtarmaya çalıştı. Ama farkında olarak veya olmayarak, bu sefer Kur’an başka bir hegemonya altına yani seküler aklın hegemonyası altına soktu.
Geleneksel İslam telakkisinde Kur’an her ne kadar indiği dönemin tarihsel şartlarını dikkate almışsa da ürettiği çözümler kıyamete kadar tüm şartlarda geçerli evrensel çözümlerdir ve değişmez. Bu anlayışı eleştiren çağdaş telakkiye göre ise Kur’an indiği dönemin şartlarına göre çözümler üretmiştir. Dolayısıyla o dönemin şartlarına uygun olan çözümler yaşadığımız çağdaş dünyaya çözümler üretmemektedir, yani Kur’an çağdaş insana konuşamamaktadır. Ortaya konan çözümler tarihin bir dönemini dikkate aldığı için tarihseldir. Bunun için Kur’an farklı tarihselliklerde farklı şekillerde konuşmalıdır. Geleneksel telakkide Kur’an evrensel bir kitap iken çağdaş anlayışta Kur’an tarihsel bir kitap olmaktadır.
Razavi, klasik İslam anlayışının ortaya koyduğu çözümleri “dikey”, çağdaş İslam düşüncesinin ortaya koyduğu çözümleri de “yatay” çözümler olarak değerlendirmektedir. Ona göre çağdaş akıl verili durumu esas alır, Kur’an’ı verili duruma uydurmaya çalışır. Bundan dolayı ortaya koyduğu çözümler yatay olarak kalır. İleriye doğru bir gidişi esas almaz. Oysaki geleneksel İslam değişmezi esas alır. Verili duruma göre hareket etmez. Verili durumu alıp değişmez ve ezeli olan külli düzene ve esasa göre değiştirir. Burada değişen asıl ve değişmez olan evrensel İslam’dır. Değişen ise durumdur. Bundan dolayı ortaya konan çözümler dikeydir. Gerçekten eleştirilecek noktaları barındırsa bile Razavi’nin prensip olarak ifade ettiği verili duruma göre hareket etmeme esası önemlidir. Zaten çağdaş yaklaşıma sahip olanların hataya düştüğü en önemli noktalardan birisi budur. Zira verili durum-çağdaş dünya- hiçbir zaman tarihte hep aynı kalmayacaktır. Her zaman yeni çağdaşlıklar ortaya çıkacak ve bunun sonu gelmeyecektir. Biz bu noktayı esas alır verili durumu evrensel düzene uydurmaya çalışırsak çağdaş dünyanın yanıltıcılığı karşısında özür dileyici bir pozisyona düşmek zorunda kalmayacağız.
Bu girişten sonra biz bu çalışmada değerli ilim adamı Sayın Mehmet Paçacı’nın iki makalesini , Suyuti’nin e-İtkan isimli eserinin bir bölümüyle irtibatlandırarak değerlendirmeye çalışacağız.
Mehmet paçacı iki makalesinde geleneksel ve çağdaş yaklaşımların tefsire yaklaşımlarını ortaya koymaya çalışmaktadır. Anladığımız kadarıyla insanın sahip olduğu akıl yapısının tefsiri tanımlamada etkisi olduğu üzerinde durmaktadır. Ona göre insanın bir dünya görüşü vardır. Dünya görüşünü ise İslami ilimler içerisinde “Kelam” sağlamaktadır.
Klasik İslam düşüncesinin kendisine ait bir dünya görüşü ve bir duruşu vardı. Bu duruş onun ilimlere ve tefsire bakışını belirliyordu. İlimler arasında bir birliktelik ve yorumsamada bir farkındalık vardı. Neticede anlam veya herhangi kelami veya fıkhî anlamda bir hüküm dünya görüşüne göre ortaya çıkıyordu. Tefsirle başlayan yorum süreci diğer ilim dallarıyla sonlandırılıyordu.
Oysaki çağdaş yaklaşım geleneksel dünya görüşünü terk etti. İlimler arasındaki yorumlama sürecinde ortaya çıkan birliktelik ortadan kalktı. Tefsir yeniden tanımlanmaya kalktı. Bu tanımlanma ise İslam’ın verili kelamî duruşlarıyla değil, modern dünyanın seküler aklı ile yapılmaya çalışıldı.
Tefsir, aslında salt bir yorum serüveni olmamalıdır. Bunun böyle olmadığını da tefsire yönelmenin aynı zamanda bir kelamî duruşu gerektirmesidir. Hz. Muhammed@, Kur’an’a kendi reyi ile yönelen kimsenin küfre ve cehenneme gireceğini ifade etmiştir. Bazıları her ne kadar bu hadisten rey ile tefsirin yasaklandığını çıkarmış olsalar da genel kanı rey ile tefsir değil, heva ve hevese göre Kur’an’ı tefsir etmemenin men edildiği yönündedir. Paçacı’nın işte bu noktada buna benzer bir şekilde ifade edilebilecek yaklaşımları dikkat çekicidir. Klasik tefsirde tefsiri ve müfessiri belirleyen bir kelami duruş önemliydi. Kelam, hem yaklaşımı belirleme de hem de bilinmesi gerekli ilimler arasında yer alıyordu. Oysaki çağdaş tefsir Kur’an’a bir nesne gibi yaklaşarak daha baştan bir duruş gerektiren onun Allah’ın bir kelam olması özelliğini kenara itmektedir. Bununla birlikte müfessirin yaklaşımda objektif sonuçlara ulaşabilmesi için inançlarından sıyrılmasını da salık vermektedir.

A-DÜNYA GÖRÜŞÜ VE DİN BİLİMLERİ İLİŞKİSİ

Klasik dönemde ilimler betimsel ve kuralsal yapılarıyla birbirini tamamlar. Anlam, ilimlerin birbirini tamamlayan ilişkileri neticesinde ortaya çıkar. Tefsir klasik ilimler, içerisinde diğerlerine yol açar. Yorum betimleyici bir tarzda tefsirle orta çıkar. Normatif yapısıyla diğer ilimlerle son bulur.
Sahip olunan dünya görüşü ilimlerin paradigmasını belirler. İslami akıla sahip olan bir zihinle ortaya çıkan ilimler İslami bir hüviyete bürünür. Bu açıdan klasik ilimler İslami bir kelami yapıya sahiptir.
Çağdaş dönemde dünya görüşü, metin anlayışı ve kelami zihniyet deşikliğe uğrar. Klasik dönemde ilimler arasındaki birbirini tamamlar ilişli tarzı seküler ve Protestan dünya görüşünün etkisi ile işlev ve tanım değişikliğine uğrar. İşte bu dönemde Protestan metinciliğin normatif tarzı tefsire girmeye başlar, tefsirin ilk dönemlerde sahip olduğu betimleyici özelliği normatif karaktere dönüşmeye başlar. Buradaki zihniyet değişimi Paçacı tarafından tamamen sanki seküler zihniyete yüklenmiş görünüyor. Bununla birlikte makaleye bakıldığında çağdaş tefsir içerisinde zikri geçen şahısların sanki hepsinin seküler akıldan etkilenmiş olduğu izlenimi edinilmektedir. Bu nokta gerçekten dikkate değer bir şeklide ortaya konmalıdır ve zihni bulanıklıklar izale edilmelidir.
Mehmet Paçacı, ilk dönemdeki ilimlerin birbirini tamamladığını ortaya koymaya çalışmaktadır. Gizli bir şekilde müfessirler dışındaki ilim adamlarının görevini yaptığını da ifade etmektedir. Oysaki çağdaş dönemdeki eksikliği sadece müfessire yıkmış gibi görünmekte, diğer alanlardaki ilim adamlarının ilmi belirleyicilikteki eksikliğini ifade etme yoluna gitmemiştir

B-TEFSİR
İlk dönem eserlere bakıldığında tefsir ve tevil birlikte ele alınmakta ve aradaki farkları ile birlikte ifade edilmeye çalışılmaktadır. Suyuti’ye baktığımızda konu edindiğimiz ilgili bölümde de bu yapılmıştır. Her ne kadar tefsir ile tevil arasındaki farklar ortaya konmaya çalışılmışsa da bu farklarda genel ortak bir kanıya varıldığı görülmemektedir. Farklara bakıldığında görülecektir ki her müfessir yaptığı çalışmada takip edeceği prensibe göre tevil ve tefsirde bir fark belirlemeye çalışmıştır. Her ne olursa olsun ilk dönemler, tefsir ve tevili birlikte değerlendirmişlerdir. Oysaki Sayın Paçacı ilk dönem tefsiri ortaya koymaya çalışmış fakat ilk dönemde yapıldığı gibi makalelerinde tevile yer vermemiştir. Örneğin Taberi’ye bakıldığında Taberi yaptığı işi tefsir olarak değil de tevil olarak ifade etmiştir.
Kur’an’da tefsir Allah’a nispet edilmiştir. Bundan yola çıkan bilginler tefsirin kesin bilgi ifade ettiğini düşünmüşlerdir. Tevil ise kesinlik ihtimali bulunmadığı halde ayetin muhtemel manalarından birini ortaya koymak olarak düşünülmüştür. Dolayısıyla tefsir kesinlik ifade eder. Verilen bir manada Allah şahit tutulmuş olur. Bunun bilgisi ise bizlere hadisler ve olayların inişine tanık olan sahabe kavli ile gelir. Buradan şunu anlayabiliriz ki eğer rivayetlerde sıhhat açısından bir problem mevcut değilse tefsir sadedinde bize ulaşan bilgiler bir ayetin her hangi bir konuda normatif bir karakter taşıdığını da ifade eder.
Tefsir ve tevil kelimelerinin farklı anlam ve tanımları, fıkıh, kelâm, tefsir ve usul gibi belli başlı İslâmî ilim dallarına ait olan tanımlardır. Tevil Kur’an’da bu ilim dallarının tanımladığından daha farklı şekillerde ifadesini bulur.
Paçacıya göre tefsir betimleyici bir özellik taşır. Malzemelerini rivayetler ve dilbilimsel bilgiler oluşturur. Tefsir, Kur’an’ın lafızlarını ait oldukları bağlamlara götürüp sebebi nüzul, çeşitli rivayet ve bilgiler ışığında muradı yakalamaya çalışır. Olayların inişine şahit olması açısından sahabenin sözleri Hz. Peygamber’in sünneti açısından ikinci sırada gelir.
Sayın Paçacı, klasik tefsiri bizlere ifade etmeye çalışırken tefsirin betimleyici olduğunu ortaya koymaya çalışmaktadır. Oysaki tefsirin Allah’a ve Resulüne nispet edilmesi açısından düşünürsek normatif karakteri kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Paçacı, tefsirin betimleyici bir özelliğini ortaya koymaya çalışırken delil sadedinde Gazali’nin ifadesini vermektedir. Bilinmeli ki bir yargıya varmaya çalışılırken, yargıyı delillendirme sadedinde ortaya konanlar o yargıyı koyduğu iddia edilen şahıs ve dönemler açısından delillendirilmelidir. Zaten Gazali’ye kadar tefsir külliyatının çoğu oluştuğu görülecektir. Tefsiri Gazali’yi önceleyen âlimler tarafından büyük ölçüde belirlenmişti. Belirlenen dönemlere bakıldığında Sayın Paçacının iddia ettiği yargıda kesin olarak o dönemde ortaya konmuş muydu acaba? Bu nokta araştırılmamış ve genel bir kanı gibi ifade dilmeye çalışılmıştır.
Tefsiri betimleyici bir gözle ifade etmek bu ilmin ortaya koyduğu sonuçların normatif olmayacağını ifade etmek olmalı. Oysaki tefsirde ortaya çıkan yorumlar tarih içerisinde birer hüküm özelliğini kazanmıştır. Paçacıya göre bu süreç tefsirle başlayan yorum sürecinin bir başka İslami ilim olan fıkıhla sonlandırılmasıyla olmaktadır.
İlk dönemlerde olayların serüvenini gören sahabe açısından Kur’an’ı anlamak problem değildi. Sonrakiler Arap dilinin başka dillerle teması, kültürlerin karışması gibi özelliklerden ve ayetlerin inişi anına tanık olmama gibi bir durumda oldukları için Kur’an’ı anlamada ilk nesil gibi hiçbir zaman olamadılar. Bunun için anlamda yeni kıstaslar ortaya koydular. Bunlar içerinde bilinmesi gerekenlere bakıldığında bunlar dille ilgili bilgiler oldular. Tefsire yönelenler metni dil açısından çözülmeyle ilgili ilimler geliştirdiler ve Kur’an’ı dilbilimsel çözümlemelerle anlamaya çalıştılar. Bu durum çağdaş anlayış tarafından eleştirildi. Kur’an’a yönelen insanların dil çözümlemeleri ile boğulduğunu bunun ise Kur’an’ın asıl amacını gölgede bıraktığını iddia ettiler. Müfessirleri asılsız israiliyat haberlerini tefsirlere sokmakla suçladılar.
Klasik tefsir, israiliyat haberlerini Kur’an’ın yeterince açıklamadığı veya açıklamayı gerekli görmeyip de vermediği yerlerde kitaplarına aldılar. Çağdaş tefsir de bunu eleştiri konusu yaptı. Paçacı klasik tefsirin israiliyat haberlerini kitaplara alınmasını-anladığımız kadarıyla normal görebilmekte- tarihsel malzemenin kayda alınması gibi masumane bir ameliye olarak görse de durum sanıldığı gibi olmamış ve tefsir kitaplarını sonrakilerin başını ağrıtacak bir yığın malzemeyle dolmuştur.
Paçacı’nın söz ve metin ayırımından yola çıkarak Kur’an’a sadece yorumlar aracılığı ile ulaşabileceğini söylemesi gerçekten dikkate değer görünmektedir. Anlatılan bir şey ortaya konduğu anda bir sözdür; fakat yazılıya geçirildiği andan itibaren söz olarak söylendiği andaki yazı harici betimlemelerden bağımsızlaşmakta, bir sözün özelliklerini aşıp bir metin haline gelmektedir.
Kur’an’da Rasulullah’ın ayeti söylediği andan itibaren söz özelliğini kaybedip metinleşmiştir. İşte tefsir ve tefsirle birlikte geliştirilen ilimler Kur’an söylendiği andaki kaybolan tarihselliğine ulaşmaya çalışmaktadır.
Paçacı’ya göre metne ulaşma ancak yorumlar ile olmaktadır. Metne ulaşma metnin sahibe değil onun hakkındaki yorumlara ulaşmak olmalıdır. İşte tarihsel süreç içerisinde Kur’an’ın yorumları, Kur’an’ı çevreleyen yorum biçemleri olan İslami ilimler ile olmalıdır. Çağdaş tefsir ise bu noktada hataya düşmektedir. Anlamı bize ulaştıran halka biçimindeki değişik yorum biçemleri çağdaş tefsir tarafından bertaraf edilerek bu halka bozulmaya çalışılmaktadır. Oysaki metnin anlamı bu halka ile bize ulaşmaktadır. Biz eğer tefsiri tek başına alıp diğer ilim dallarını kenara itersek ortada bir yorum ve anlam kalmaz. Çünkü anlam, bize, bu halka ile ulaşmaktadır. İşte bu nokta gerçekten dikkate değerdir. Zira bir medeniyet bu halka ile ayakta durmaktadır.
Sonuç olarak klasik ve çağdaş tefsir sadedinde orta konanlar gerçekten dikkate değerdir. Her ne kadar Paçacı’nın ilk dönem tefsire betimleyici bir tarz biçip bunu genel bir kanı gibi sunmaya çalışması eleştirilecek bir nokta olsa da buradan yola çıkarak adeta tefsir yapıp kendini bütün dünyayı değiştirmeye muktedir gibi görünen çağdaşçılara adeta yerlerini göstermek açısından gerçekten dikkate değerdir. Zira çağdaş tefsir kendisini diğer ilimlerden ayrı görüp tarihsel süreç içerisinde oluşan İslami ilimler yapısını çöpe atıp yeni bir tarz belirlemeye çalışmaktadır. Oysaki tefsire yükledikleri anlam ve işlev tarihte sadece tefsir tarafından değil ilimlerin sahip olduğu birliktelik yapısıyla olmuştur. Mademki bir işlev gerçekleştirmek isteniyor. O zaman bu işlev gerçekleştirilmek istenen coğrafyanın öz yapı ve bünyesinden ortaya çıkmış olmalıdır.

Dünyada meydana gelen gelişmelerde karşılıklı etkileşim doğal bir olay olmakla birlikte etkileşimin başladığı andan itibaren kendimizi etkilendiğimiz kollara bırakmadan yolumuza devam etmeliyiz. Nitekim tarihte medeniyetler arası karşılaşmalarda İslam’ın medeniyeti etkilendiği medeniyetleri kendi potasında eritmeyi bilip kendi yapısına göre sonuçlara ulaşabilmeyi becerebilmiştir.

Müslüman’ının yapması gereken kendisini verili duruma adapte etmeye çalışmak olmamalıdır. İçinde yaşadığı kültürü ve yapıyı kendi öz yapısına göre değiştirmelidir. Özünü değiştirmek değil özünü gür hale getirip mevcut yanlış yapıları düzeltmek olmalıdır. Tabi ki bunu yaparken de özüne karışmış olan tortuları iyice kazıyarak, tortularla birlikte değil. İşte anladığımız kadarıyla Sayın Paçacı’nın ortay koymaya çalıştığı da bu olsa gerek. Kendisi bunu öyle ifade etmiştir:
“Günümüz Müslümanlığının ‘geleneksicilik’ ve ‘çağdaşçılık’ ikileminden kurtulabilmesi ve yoluna sağlıcakla devam edebilmesi, bize göre, onun düşünce dünyasının, gerçek yurduna, Müslümanlığın bedenini oluşturan Müslüman cemaate yönelmesi ve onun gerçek varlıksal sorunlarını temel alan bir kelam oluşturabilmesiyle mümkün olabilir. Ne geçmişteki üretimleri ne de yabancı bir kelamı taklit ederek değil”

Vallahu a’lem