A. İŞÂRÎ TEFSİRİN DOĞUŞU
Ali Karataş
Başlangıçta sahâbe ve tâbiûn açıklamalarına dayalı naklî tefsir hareketi vardı. Daha sonra buna rivayetler yanında ictihad ve akla dayalı dirayet tefsir hareketi eklendi. Bu oluşum safhasında değişik tefsir ekolleri ortaya çıktı. Bunlardan biri de işârî tefsir oldu.Mutasavvıflar kendi düşüncelerine uygun, yaşadıkları zevk haline göre ayetleri açıkladılar, yorumladılar. Bu tefsire ilk anda akla gelmeyen, fakat tefekkürle ayetin işaretinden kalbe doğan anlamına “İşârî Tefsir” adını verdiler. Böylece mutasavvıfların görüşlerini yansıtan “İşârî Tefsir-Tasavvufî Tefsir” hareketi doğmuş oldu.[1]Tasavvufî izaha çok müsait olan ayetler, işârî tefsir hareketinin doğuşunun ilk sebeplerinden birini teşkil etmiştir: “Biz O’na şah damarından daha yakınız”[2] “Evvel de O’dur, son da. Zahir de O’dur, batın da.”[3] …gibi bir çok ayet sûfiler için işârî tefsire delil olmuştur.[4]Tasavvufun hareket noktası, Kur’an ayetlerinin gerçek manalarının, lafızlarının ötesindeki derin anlam ve düşünceler olduğudur. Onlara göre gerçek mana lafızların basit zahir manalarıyla sınırlı değil, bilakis bunun çok ötesindedir.[5]Tasavvuf, nazari ve ameli olmak üzere ikiye ayrılır. Her iki kısmın görüşlerine uygun olarak iki çeşit tefsir hareketi ortaya çıkmıştır. İşârî tefsir, ameli tasavvufun; nazari tefsir ise nazari tasavvufun bir neticesidir. Burada nazari kelimesi ile felsefi tasavvuf kastedilmektedir.[6]1. İşârî Tefsir: Yalnız sülük erbabına açılan ve zahir mana ile bağdaştırılması mümkün olan bir takım gizli anlamlara ve işaretlere göre Kur’an’ı tefsir etmektir. Bu tefsir, sufinin ön kabûlüne dayanmaz. Bulunduğu makama göre kalbine doğan ilham ve işaretlere dayanır.[7]İşârî tefsire örnek:“……………………………………………………………….”“Allah, iyi davrananlarla beraberdir.”[8] ayetinde geçen l-m-a fiilini, “aydınlattı” anlamına alıp, el-muhsinîn kelimesini de mef’ûl yaparak, söz konusu ayete; “Allah, iyilik edenleri aydınlattı” şeklinde bir anlam vermişlerdir. Böylece bu tefsir ileride işârî tefsirin sıhhati için sayılan şartlara uyduğu için makbul bir tefsir sayılmıştır.[9]
2. Nazarî Tefsir: Nazarî tefsir, Kur’an’ı bir takım nazariyalere, felsefi görüşlere uygun düşecek biçimde yorumlamaktır. Tasavvufu nazari incelemelere, felsefi öğretilere dayandıranlar, Allah’ın kelamını kendi görüşlerine uyacak biçimde te’vil etmişlerdir.Her isteyen, Kur’an’da kendi nazariyesini bulamaz. Fakat filozof mutasavvıf, felsefi fikirlerinin revaç bulması için bunları Kur’an’la desteklemek zorunluluğu duymuş, Allah’ın kelamını kendi tasavvurlarına göre yorumlamıştır. Böylece bu tefsir, genellikle Kur’an’ı asıl amacından çıkarmıştır. Zira Kur’an’ın amacıyla mutasavvıfın amacı arasında çelişki olunca, mutasavvıf, ayeti kendi görüşüne göre yorumlar. Bu suretle Kur’an’ı kendi fikrine hizmet ettirir. Bazı ihtimâlî te’viller kabul edilse dahi, bile bile Allah’ın kelamını indî görüşüne uydurup dini kökünden kaldırmaya yönelik nazari tefsirlere asla itibar edilmez. Baştan sona kadar Kur’an’ı tefsir eden bir nazarî-sûfi tefsir bulunmamaktadır.[10]Nazari tefsire örnek:İbn Arabî, “…Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın, sen münezzehsin…”[11] ayetini tefsir ederken şöyle der: “Kendinden başka bir şey yaratmamıştır, eğer hakkın gayrı bir şey yaratmışsa o batıldır. Belki onları senin isimlerin ve sıfatların ile ortaya koymuştur. Senden gayrı onları tenzih ederiz yani her şeyi senin ferdiliğinde veya ikili olan şeyi senin birliğinle karşılaştırır.”[12]
B. İŞÂRÎ TEFSİRİN KABUL ŞARTLARIİlim adamları, işârî tefsirin dinen caiz olup olmadığı noktasında çeşitli fikirler ileri sürmüşlerdir. Bunu sebebi de işari yorumların sadece Arapça bilmekle anlaşılabilecek türden yorumlar olmadığıdır. Arapça, Kur’an’ın zahiri manasını anlamada önemlidir. Nasıl zahir mana bir takım kurallara bağlı olarak yapılıyorsa işâri mananın da bir takım kurallara bağlı olması gerekir.Ayetlerin batınî manasını anlamak için: “Allah’ın kalbe atacağı bir nura, basirete, nüfuza ihtiyaç vardır. Batın mana Kur’an lafzının uzağında (onunla alakalı olmayan) bir şey değildir. Fakat kuvvetli bir nüfuz ve manevi bir nur ile anlaşılır. Bu nedenle müfessirler batın mananın sıhhati için bazı şartlar ileri sürmüşlerdir.”[13]Bu şartlar dört ana madde altında toplanabilir:1.Batın mananın, zahir manaya aykırı olmaması.2.Batın mananın başka bir yerde doğruluğunu teyit eden bir delilin bulunması.3.Verilen manaya şer’î veya aklî bir muarızın bulunmaması.4.Batın mananın tek mana olduğu ileri sürülmemesi.[14]“İşte yukarıdaki şartları ihtiva eden bir işârî tefsir makul addedilir. Şunu da söyleyelim ki, işârî tefsirlerin bir çoğunda yukarıdaki şartları uygulayabilmek biraz güçtür. Kabul şartlarını ihtiva eden işârî tefsirler bulunduğu gibi, insanı ve aklı hayrete düşürecek derecede hayali ve kabulü mümkün olmayan sufi tefsirler de vardır.”[15] Buna örnek olarak şunu verebiliriz:Şeyhülislam Siracuddin el-Bulkiniye bir kimsenin “…………………………………………………: O’nun izni olmadan, kendi katında kim şefaat edebilir?…”[16] ayetini şöyle tefsir ettiği anlatıldı. Bu kimse ayetteki…………….kelimesini zül manasında………….fiili………………….’yi de nefse işaret eden işaret zamiri, ……………………….fiiline, şifa manasına gelen …………………..şeklinde kabul etmiş, …………..fiilindeki……….harfini,…………..fiilinin emir sigası olarak kabul edip, bu şekilde ayete mana vermiştir. Bulkini böyle bir tefsirden dolayı , bu kimsenin mülhid olduğuna dair fetva vermiştir.[17]
C. İŞÂRÎ TEFSİRİN ŞER’Î YÖNÜ1. İşârî Tefsirin Doğuşuna Kur’an’dan DelillerMutasavvıflara göre Kur’an’da tedebbürü ve fıkhetmeyi emreden ayetlerin tamamı işârî tefsirin delilleridir. Kur’an’da tasavvufî izaha çok müsait ayetler işârî tefsir hareketinin doğuşunun ilk sebeplerinden olmuştur.[18] Müslümanlarda derin ruh hayatı tesis eden Kur’an elbette bu delilleri besleyen özellikleri bünyesinde bulundurmuştur.[19]“Allah size zahir ve batın nimetlerini bolca ihsan etti”[20] İnsanlara verilen nimetler içinde Kur’an en büyük nimettir. Demek ki Kur’an’da insanlara zahir ve batın nimetler verilmiştir.“Bu kavme ne oluyor ki hemen hiçbir sözü anlamıyorlar.”[21]Bu ayette inanmayanların sözü anlamadıkları bildiriliyor. Burada kastedilen zahir mana değildir. Çünkü onlar zaten Arap’tı. Dış manayı anlıyorlardı.“Onlar Allah’tan çok, sizden korkuyorlar. Zira onlar anlamayan kimselerdir.”[22]“Hiç Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah’tan başkasından gelseydi, onda birbirini tutmayan çok şeyler bulurlardı.”[23] Burada kastedilen onların iç manayı anlamadıklarıdır.“Biz, insana şah damarından daha yakınız.”[24] Allah’ın insana yakın oluşu, zahir yorumların halledebileceği bir mesele değildir. Allah’ın yakınlığı, maddî yakınlık olmayacağına göre batınî yorum getirme zorunluluğu vardır.[25]“Neredeyseniz O da sizinle beraberdir.”[26]“Kur’an’ı düşünmüyorlar mı, yoksa kalblerinde kilitler mi var?”[27] Verilen bu ayetler işârî tefsire Kur’an’dan delillerdir.
2. Hz. Peygamber’in İşaretiBu konuda ileri sürülen en önemli delil “Her bir ayetin bir zahiri, bir batını, bir haddi ve bir de matlaı vardır.” şeklindeki rivayettir. Bu haber Kur’an’ın herkese yansıyan yönü dışında ileri derecede gizli ilmin manalarının olduğunu göstermektedir. (Bu hadisin yorumuna dair ileride Ateş’in düşünceleri açıklanacak.)Peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur:“Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler, çok ağlardınız; dağlara tırmanır, döşeklerde rahatınız kalmazdı”[28] bu hadisin devamında Serrac şunları söylemiştir:”Eğer Rasûlullah’ın burada kastettiği ilim, Allah’ın ona gönderdiği ve tebliğ etmesini emrettiği ilim olsaydı, o, bu ilmi zaten ümmetine tebliğ etmişti. Eğer etrafındakiler kastedilen ilmi bilselerdi bu kez Nebi: “benim bildiğimi bilseydiniz” ifadesini kullanmazdı. Şayet, ashabın bu ilme güç yetireceğini bilseydi, diğer ilimler gibi bu ilmi de onlara öğretirdi. Eğer bu ilim mahlukatça bilinen ilimlerden olsaydı bu defa da Nebi’nin sözünün ardından: “biliyoruz” derlerdi.[29] Bu değerlendirmeden şu sonuç çıkarılabilir: Nebi’nin bildiği, fakat öğretmekle yükümlü bulunmadığı başka bilgiler de vardır. Ancak bunlar kesbî değil, vehbîdirler.[30]Ebu Hureyre buna benzer bir diğer hadis nakleder: “İlimler arasında sedef içerisinde saklı ince bir ilim vardır ki onu Allah’ı bilen bilginlerden başkası bilemez. Onlar onu söyledikleri zaman yüce Allah’a karşı olanlardan başkası inkar etmez.”[31]
3. Sahabeden Gelen Delillerİbnü Ebî Hatim, Dahhak yolu ile İbn Abbas’tan şu sözü naklediyor: “Kur’an’ın çeşitli yolları, zahirleri, batınları vardır. Acaibi tükenmez, sonuna erilmez. Ona yavaş yavaş dalan kurtulur. Şiddetle ondan haber veren mahvolur: Haberler, meseller, helal, haram, nâsih, mensuh, muhkem, müteşabih, zâhir ve batın vardır. Kur’an’ın zahiri tilavet, batını te’vildir. Onu anlamak için bilginlerin yanına oturunuz, sefihlerden kaçınınız.”[32]Hz Ali, “Yalnız Fatiha hakkında bildiklerini yazsa yetmiş deve yükü olacağını” söylemiştir.[33]Ebu’d- Derda’nın: “Bir adam Kur’an’a yönler tanımadıkça manasını anlayamaz”, İbn Mes’ud’un: “Kim öncekilerin ve sonrakilerin ilmini isterse Kur’an’ı yönlere ayırsın”[34] gibi sözleri, Kur’an’ın sadece dış mana ile anlaşılamayacağını göstermektedir.[35] Hz. Ömer vefat ettiği zaman İbn Mes’ud: “Zannedersem ilmin onda dokuzu gitti.” demişti. “Sen, içimizde sahabenin büyükleri varken böyle mi söylüyorsun?” diyenlere “ben sizin kastettiğiniz ilmi söylemiyorum.” demişti. [36]Ebu Hureyre: “Rasûlullah’tan iki kalp belledim. Birisini yaydım. Ama diğerine gelince, onu yaysam bu boğaz kesilir.”[37] demiştir.Ashabın Yaptığı İşârî Tefsirden Örnekler:Buhari, İbn Abbas’tan rivayet ediyor: “Ömer beni Bedir’de bulunmuş olan büyüklerin yanına götürürdü. Onlardan bazıları içlerinden “Niçin bunu aramıza alırsın, bizim bunun kadar oğlumuz var” derlerdi. Ömer de: “Siz öyle bilin” derdi. Bir gün Ömer beni onların meclisine çağırdı. Beni kendilerine göstermek için çağırdığını sandılar. Ömer onlara sordu: “Allah’ın yardımı ve fethi geldiği zaman..” ayeti hakkında ne dersiniz? Kimi, Allah bize yardım ettiği, fetih verdiği zaman ona hamd ve istiğfar etmekle emrolunduğumuzu ileri sürdü. Kimi de sustu. Ömer bana: “Sen de mi böyle diyorsun ey İbn Abbas?” dedi. Dedim ki: “Hayır, oradaki yardım ve fetih Allah’ın Rasûlü’nün eceline işaret etmektedir. Yani Allah’ın yardımı ve fethi geldiği zaman bu, senin ömrünün bittiğine işarettir. Artık Rabb’ine hamdet, O’na istiğfar et, şüphesiz O, tevbeleri kabul edicidir, demektir.” Ömer: “Ben de senin bildiğin gibi biliyorum” dedi.”[38] “Allah’tan başka dostlar tutanlar, ev yapan örümcek gibidirler”[39] ayeti geldiği zaman kafirler: Örümcek ve sinek nedir ki Kur’an’da anılıyor? Bu tanrı sözü değildir, demişler, sırf zahiri anladıkları için ondan kastedilen asıl manayı düşünememişlerdi. Yüce Allah da: “İnananlar bilirler ki O, Rabb’lerinden gelen bir gerçektir.”[40] dedi.[41]“O’nun nurunun misali, içinde lamba olan bir fener gibidir. Lamba cam içerisindedir…”[42] ayetini Ubeyy ibn Kâ’b: “Mü’minin nurunun misali” şeklinde tefsir etmiştir ve demiştir ki: “Mü’minin kalbi, içinde lamba olan bir fenerdir. Sözü nur, ameli nurdur. Nur içinde hareket eder, “Veya engin denizin karanlıklarına benzer. Onu üst dalgalar ve dalgaların üstünde de bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar, insan elini uzatsa neredeyse onu da göremez.”[43] ayetinde de: “Münafık’ın kalbidir, onun sözü karanlık, ameli karanlıktır. Karanlık içinde hareket eder demiştir.[44]
D. MEŞHUR BAZI TASAVVUFÎ TEFSİRLERSehl b. Abdullah et-Tüsterî (ö.238/396): Tefsîru’l-Kur’an’il-AzîmEbû Abdirrahman es-Sülemî (ö.412/1021):Hakâiku’t-TefsirKuşeyrî (ö.465/1072): Letâifu’l-İşârât bi Tefsîri’l-Kur’anİsmail Hakkı Bursevî : Rûhu’l-Beyân[45]
[1] İşârî Tefsir Okulu, s.18-19.
[2] 50.Kaf/ 16.
[3] 57.Hadid/ 3.
[4] Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi, s.61-62.
[5] Şimşek, Sait, Günümüz Tefsir Problemleri, Esra yy., İstanbul, 1997, s.207.
[6] Günümüz Tefsir Problemleri, s.209; Tefsir Tarihi, s.8
[7] ez-Zehebi, Muhammed Hüseyin, et-Tefsîr ve’l-Müfessirûn,Kahire, 1961, 3/18; ayrıca bkz. İşârî Tefsir Okulu, s.109.
[8] 29.Ankebut/ 69.
[9] Soysaldı, Mehmet, Nüzûlünden Günümüze Kur’an ve Tefsir, Fecr yy., Ankara, 2001, s.288.
[10] Tefsir Tarihi, 2/8.
[11] 3.Âli-İmran/ 191.
[12] Tefsir Tarihi, II/9.
[13] Sülemi ve Tasavvufî Tefsiri, s.25.
[14] Tefsir Tarihi, II/12; İşârî Tefsir Okulu, s.21; ayrıca batın mana ile ilgili görüşler için bkz. el-İtkan, II/235-236.; Sülemi ve Tasavvufî Tefsiri, s.14-15.
[15] Tefsir Tarihi, 2/13.
[16] 2.Bakara/ 255.
[17] el-İtkan, II/236
[18] Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi, s.61.
[19] Necmuddin Daye ve Tasavvufî Tefsiri, s.41
[20] 47.Muhammed/ 24.
[21] 4.Nisa/ 78.
[22] 59.Haşr/ 13.
[23] 4.Nisa/ 82.
[24] 50.Kaf/ 16.
[25] Necmuddin Daye ve Tasavvufi Tefsiri, s.41.
[26] 57.Hadîd/ 4.
[27] 47.Muhammed/ 42.
[28] Buhari , Kitâbu’l Kusuf: 2, II/25.
[29] Serrac, Ebû Nasr Abdullah b. Ali et-Tûsî, el-Lüma, Mısır, 1960, s.159.
[30] Necmuddin Daye ve Tasavvufi Tefsiri, s.44
[31] el-İtkan, II/236.
[32] et-Tefsir ve’l Müfessirun, I/20.
[33] İşârî Tefsir Okulu, s.34.
[34] et-Tefsir ve’l- Müfessirun, III/20.
[35] Sülemî ve Tasavvufî Tefsiri, s.21.
[36] Ebu Talip el-Mekkî, Kutu’l-Kulûb fi Muameleti’l-Mahbub, Mısır, 1961, I/139.
[37] Sülemî ve Tasavvufî Tefsiri, s.22.; krş. Buhari, Kitâbu’l-İlm:42/4, I/38
[38] Şatibi, el -Muvafakat, İz yy., İstanbul, 1988, III/384.
[39] 29.Ankebut/ 41.
[40] 2.Bakara/ 26.
[41] el-Muvafakat, III/384-385.
[42] 24.Nur/ 35.
[43] 24.Nur/ 40.
[44] Gazali, İhya’u Ulûmiddin, Mısır, 1967, III/13.
[45] Albayrak, Tefsir Usûlü, s.107.(Yazı Yüksek Lisans Tezinden alınmıştır. kaynak gösterilmeden kullanılması hukukü sorumluluk doğurmaktadır)