Ali Karataş

Allah’ın en büyük mucizelerinden biri olan Kur’an-ı Kerim; insan müdahalesinden korunmuş, tutarlı, derin ve eşsiz bir hazine, insanlığa kılavuz, rahmet ve en büyük hediye olarak gönderilmiş bir nurdur. Varlığa, ölüme ve ölüm sonrasına anlam kazandırır. Neden var olduğumuzu ve varlığımızı nasıl sürdürmemiz gerektiğini öğretir. Hak ile batılı, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, birbirinden ayırır; doğruya ve hayra yönlendirir.

Hatırlatıcıdır, uyarıcıdır, ibretliktir. Okunmak için, anlaşılmak için ayetleri üzerine derin derin düşünmek için gönderilmiştir. Yaratanı tanıtır, âlemi tanıtır, geçmiş nesilleri tanıtır. Bütün bunların gerçekliğini bulması için kendisi ile diyaloga girilmesini ister. Diyalogun ilkelerini de kendisiyle iletişime geçmek isteyenlere ifade eder. Dolayısı ile Kur’an’la nasıl iletişim kurulacağı bilinmesi gerekli önemli bir noktadır.

Kur’an’la diyalog kurmak istediğimizde bunu bir amaca binaen yaparız. Amacımız, onun gönderilme sebeplerini pratiğe dökücü mahiyette olmalıdır. Bunun için öncelikle Kur’an’ın insanlığa hangi amaca binaen indirildiği bilinmelidir.

Biz, bu çalışmamızda Kur’an’ın gönderilme amacını Kur’an’dan yola çıkarak ortaya koyacağız. Daha sonra(Bir sonraki yazımızda) Kur’an’la karşılaşmadan önce yapılması gerekenleri ve Kur’an’la karşılaşma esnasında nelere dikkat etmemiz gerektiğini yine Kur’an’ın kendisinden ve Peygamberimizin hadislerinden yola çıkarak açıklamaya çalışacağız.

A-TANIMI:

İslâm inanışına göre Kur’an, Yaratan’ın, kullarına son hitabı olarak vahyedip yeryüzüne indirdiği, Hz. Peygamber (a.s.) vasıtasıyla insanlığa tebliğe dilmiş semavî/ilahi bir beyandır.

Son vahiy dini olan İslâm’ın kutsal kitabı Kur’an, tercih edilen görüşe göre, “karae” fiilinden gelen bir mastar olup, Allah’ın son kitabına özel ad olmuştur. Kök anlamı; okumak, toplamak, bir araya getirmek olan Kur’an şu şekilde de tanımlanabilir: “Yüce Allah tarafından Hz. Muhammed’e Arapça olarak indirilmiş, bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş, Mushaflarda yazılı, okunması ile ibadet olunan ve Fatiha Suresi ile başlayıp Nâs Suresi ile sona eren Allah’ın kelâmıdır.”

B-GÖNDERİLİŞ AMACI:

Aşkın olan Allah’ın yeryüzüne hitabı olan Kur’an elbette bir amaç ve görevi ifa etmek üzere gönderilmiştir. Görevlerini de kendisi okuyanlarına göstermektedir. Şimdi Kur’an’dan hareketle gönderiliş/indiriliş amaçlarını ortaya koymaya çalışalım.

1-Muttakilere Rehberlik Etmek:

Muttaki, Allah korkusuyla kendini günahlardan uzak tutarak Allah’ın azabından korunan ve böylelikle Allah’tan gereğince sakınan, O’na saygıda kusur etmeyen kimsedir. Muttakilerin özellikleri şunlardır:

a-İman: “Fakat asıl birr (iyilik) Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere iman edenlerinkidir.”

Muttakinin ilk ve temel vasfı imandır. Çünkü iman, takvanın esası, takvâ ise imanın binasıdır. Temelsiz bina kurulamayacağı gibi, sadece temele de bina denilemez. Aksi taktirde eksik olmaktan kurtulamaz.
Muttakilerin iman özelliği diğer âyetlerde de birçok defa yer almakta, hatta bazen iman edenler ile muttakiler birbirleri yerlerine kullanılmaktadır. “İşte bu kitap, kendisinde hiç şüphe yoktur; muttakiler için hidâyet (yol gösterici) ‘dir. Onlar (muttakiler) ki gayba iman ederler ” (el- Bakara, 2/1-2)

b- İnfak:
Muttaki malını seve seve yakınlarına, yetimlere, miskinlere, yolculara, dilenenlere ve kölelere (veya esirlere) infak eden kimsedir.
“Ve onlar (muttakiler) kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler”(el-Bakara, 2/4). “Onlar (muttakiler) bollukta ve darlıkta infak ederler” (Ali-İmran, 3/134).
“Mallarınız ve evlatlarınız sizin ipin bir fitnedir. Büyük mükâfat ise Allah katındadır. O halde gücünüz yettiğince ve Allah’tan ittika edin, dinleyin, itaat edin ve kendiniz için mal infak edin. Kim nefsinin (koyu) cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir” (et-Teğâbun, 64/I5-16).

c- Namaz. Muttakilerin en belirgin özelliklerinden biri de namaz kılmalarıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de müteaddit defalar muttakilerin, mü’minlerin bu özellikleri vurgulanır: “Bu (Kur’ân) kendisinde hiç şüphe olmayan ve muttakiler için hidayet rehberi kitaptır. Onlar gayba iman eden ve namazı kılanlardır” (el-Bakara, 2/2-3).
“Sen yüzünü muvahhit olarak dine çevir. Hepiniz O’na dönün, O’ndan ittika edin; namazı kılın, müşriklerden olmayın?” (er-Rum, 30/30-31).

d- Zekât Verme:

Zekât, Allahu Teâlâ’nın zenginin servetinden fakire hak olarak tanıdığı ve İslâm’ın sosyal vergisi olarak ödenmesi gereken bir farizadır. Mal ve mümkün asıl sahibi Allahu Teâlâ olduğundan kullarına servet ihsan ederken bu servetten fakirlere zekât ismi altında bir hak ayırmalarını da şart koşmuştur. Daha önceki konularda zekâtla sadaka mutlak olarak zikredildiği halde buradaki ayet-i kerime de önce Allah yolunda verilecek sadaka, sonra da zekât beyan edilmektedir. Bu konuda açıkça anlaşılıyor ki sadaka zekâtın yerini tutmadığı gibi, zekât da sadakanın yerini tutamamaktadır. Zekât farz kılınan bir vergi, sadaka ise gönülden kopan bir yardımdır. “Birr” denen hayır ancak kişinin icrasıyla gerçekleşir. Her ikisi de İslâm’ın emirlerindendir “Ve (asıl birr, iyilik) zekâtı vereninkidir. “

e- Ahde Vefa: İslâm’ın prensip edindiği ahde vefa imanın, ihsanın ve insanlığın alâmeti olarak Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde zikredilir. Fertler, milletler ve devletlerarasında itimat ve güvenin sağlanabilmesi için ahde vefa şarttır. Bu ise, Allah’la kullar arasındaki “ahd”e vefa etmekle başlar. Bu özelliğe sahip olunmadığı takdirde hayatı kararsızlık ve endişe kaplar; kimse kimsenin vaadine güvenmez ve insanoğluna itimat edilemez. İslâm’ın takip ettiği ahde vefa prensibi sayesinde insanlık en yüksek zirveye ulaşmıştır. Bu zirveye ancak İslam nizamı ve hidayeti sayesinde ulaşılır. “Ve(asıl birr, iyilik) ahitleştiklerinde de ahitlerinde duranlarınkidir.”
“Hayır! Kim ahdini yerine getirir ve ittika ederse şüphesiz Allah da muttakileri sever” (Âli-İmran, 3/176).

f- Sabır: Takva, hakka ulaştıran bir yoldur. Takva yolu çeşitli zorluk ve meşakkatlerle doludur. Bu meşakkatler ve engelleri sabrederek aşmak takvadır. “Ve (asıl iyilik-birr-)zorda, darda ve savaş zamanında sabredenlerinkidir”

“Eğer sabredip ittika ederseniz, onların (düşmanların) hileleri size zarar vermez” (Âli İmrân, 3/120).

g- Öfkelerini Yutmak: Öfke kızgınlıktan dolayı kalbin alevlenmesi halidir. Onun yenilmesi ise kişinin kendisini sabra yöneltip tutması ve öfkenin herhangi bir etkisini ortaya çıkarmamasıdır.”Genişliği gökler ve yer kadar olan Cennetin kendileri için hazırlandığı muttakiler, bollukta ve darlıkta infak ederler ve öfkelerini yutarlar” (Ali İmran, 3/134).

h- İnsanları Bağışlamak: İnsanları, affetmek Allah’ın kanununu çiğneme hususunda değil insanın kendi şahsına karşı yapılmış bir hatayı affetmektir. Yoksa Allah’ın dini hususunda müsamaha olmaz. ). Öfkelerini yenmekle insanları bağışlamak birbirini izleyen özelliklerdir. Öfkeyi yenmenin pratik olarak görünüşü insanları affetmektir.”(O muttakiler) insanları bağışlayanlardır” (Âli İmran, 3/134

ı- Günahlardan Derhal Mağfiret Dileme: Muttakilerin en önemli vasıflarından biri de Allah’tan istiğfar dilemektir. Bu vasıf kişinin Allah’ı unutmadığını, devamlı Allah’ın murakabesi altında bulunduğunu hissettiğini, bu dinin sahibi Allah (c.c.)’dan gerçekten ittika ettiğini gösterir.
“(O muttakiler) çirkin bir günah işledikleri yahut nefislerine zulmettikleri vakit Allah’ı anarak hemen günahları için mağfiret dileyenlerdir. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir?” Cenabı Allah bir başka ayet-i kerimede muttakilerin vasfını şöyle belirtiyor: “Takvaya erenler, şeytan tarafından bir arızaya uğratılınca (Allah’ı) hatırlar, anarlar ve hemen gerçeği görürler” (el-Araf, 7/201).

i- Hatada ısrarlı olmamak: “(Muttakiler) bir de işledikleri (günah) üzerinde bile bile ısrar etmeyenlerdir” (Âli İmran, 3/135).

j- Kur’an-ı Kerim ve Rasule tâbi olmak:”Allah’tan ittika edin de aralarınızı düzeltip Allah’a ve Peygamberine itaat edin” (el-Enfâl, 8/1). “Kim Allah’a ve Rasulü’ne itaat eder, Allah’tan korkarsa ve O’ndan ittika ederse işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir” (en-Nur, 24/52).

k- Dostluklarında samimi ve devamlı olmak: “Dostlar o (Kıyamet) günü birbirine düşmandır. Muttakiler müstesna” (ez-Zuhruf, 43/67).

l- Adil olmak:“Ey iman edenler, Allah için adâleti ayakta tutan, adâlete şahitlik eden (kimse)ler olun. Bir kavme olan kininiz sizi adaletli olmaktan alıkoymasın. Adil olun ki, bu takvaya en yakın olandır. Ve Allah’tan ittika edin. “

m- Nasihat ve Tebliğ Etmek:

“Ayetlerimiz hususunda (olur olmaz) sözlere dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir mevzuya dalıncaya kadar onlardan yüz çevir. Eğer şeytan sana unutturursa hatırlar hatırlamaz o zalimler topluluğun yanlarında oturup kalma. Onların hesapları ittika edenlere düşmez. Fakat (muttakilerin) üzerlerine düşen bir hatırlatma (nasihat, tebliğ)dir. Olur ki, o (zalimler bu nasihat vesilesiyle) ittiba ederler: “

n- Salih Amel İstemek, Geceleri İbadet Etmek:

“Şüphesiz ki, muttakiler Rablerinin kendilerine vermiş olduklarını almış olarak cennetlerde pınarlardadırlar. Çünkü onlar bundan evvel muhsinler idiler. Onlar gecenin (ancak) az bir kısmında uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi. Ve onların mallarında dilenci ve yoksulun (ayrılmış) bir hakkı vardı” (ez-Zariyât, 51/19).

o- Cihat Etmek: “Allah’a ve ahiret gününe iman edenler mallarıyla ve canlarıyla cihat etmek (ten kaçınma) hususunda senden izin istemezler. Allah muttakileri bilendir (et-Tevbe, 9/44). (Muammer Ertan, İslam Ansiklopedisi, http://www.kuranikerim.com/)

2-Diri olanları İnzar etmek:” Hayat sahibi olan kimseyi inzar etmesi ve kâfirler üzerine de azabın tahakkuk etmesi için (O Kur’an’ı) indirdik.”

İnzar, içinde korku bulunan haber vermedir. (el-Müfredat, el-Isfahani) Ayetteki “hayy”(diri) kelimesi hayatta olan, canlı anlamına gelmektedir. Burada kastedilen ise diğer varlıklardan ayrı olarak insanın akletme ve akli melekelerini kullanma özelliğidir. Yoksa akli melekelerini kullanamama inzar için bir fayda vermeyecektir Zemahşeri’ye göre de akılı olan, düşünenler anlamına gelmektedir. İnsan düşünmediğinde, aklını kullanmadığında gafil olur, gafil olmak ise ölü olmak gibidir.(Zeki Duman, Nüzulünden Günümüze Kur’an ve Müslümanlar, s.74) Acaba gerçekten ölmüş olanlar için durum nedir?

“Sen ölülere; arkasını dönüp kaçarken işitmek istemeyen sağırlara çağrıyı işittiremezsin!”(Neml, 27/80, Rum, 30/51) benzeri bir ayette Fatır suresi, 35 ayettir. Buna göre kabirdekilerin çağrıyı işitmeleri mümkün değildir. Bu ayetlerde ifade edildiği gibi, görüleceği üzere Kur’an’ın inzar özelliği yaşayan ve akli melekelerini kullanma özelliğine sahip insanlar için geçerlidir.

3-İnananları Müjdelemek: Müjde, her insanın duyduğunda sevindiği,
gönlünün şâd olduğu özel ve muhteşem anları ifade eder. Her müjde insanın o anki ruh durumunu bir anda değiştiren, coşturan bir etki ve özelliğe sahiptir. Müjdeye aslında hayırlı, güzel haber de diyebiliriz.

Kuranı Kerim kendisine tabi olanları cennet ve kendileri için hazırlanış birçok nimetlerle müjdeler. “Müminler için hidayet, rehber ve müjdedir.” (Neml, 2)

4-Problemlerin Hallinde Bir Kılavuz olması: Ey iman edenler! Allah a itaat edin, Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne götürün (onların talimatına göre halledin) böyle yapmak hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisa, 59)

Allahu Teala, her peygamberi ve onlara indirdiği kitapları insanlar arsından çıkan sorunlarda ve ihtilaflarda hakem olsun diye göndermiştir.(Bakara, 213) Müminlere düşen de aralarındaki sorun ve ihtilaflarda Kuran prensiplerine göre hareket etmektir.

5-Karanlıklardan Aydınlığa Çıkarmak: “Bu bir kitaptır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura (aydınlığa), O övgüye layık, Aziz olanın yoluna çıkarman için sana indirdik.”(İbrahim, 14/1)