Ali Karataş

Bu yazımızla birlikte bilinmesi gerekli temel dini bilgileri özet olarak sitemizde sizlere aktarmaya çalışacağız. Bu amaçla öncelikle iman ve iman esaslarını anlatacağız. İman ve imanın esasları ile ilgili genel bilgiler vermenin yanında imanı ve esaslarını, kişi ve topluma kazandıracağı sonuçlar açısından da değerlendireceğiz.

Çalışmak bizden muvaffakiyet Allah’tandır.

İman Ne Demektir

İman’ın sözlük anlamı, herhangi bir şeye inanmak demektir.

Dini terim olarak iman: «Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’in Allah tarafından getirdiği şeylerin doğru olduğuna kalb ile inanmak ve bu inacı dil ile söylemektir.»

Allah’ın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Allah’ın peygamberi olduğuna kalbi ile inanan ve bu inancını dili ile söyleyen kimseye «Mü’min» denir.

Kelime–i Tevhid

Okunuşu: “Lâ ilâhe İllellâh, Muhammedün Rasûlüllah.”

Anlamı: “Allah’tan başka tanrı yoktur. Hazreti Muhammed (s.a.s.) Allah’ın Peygamberidir.”

Kelime-i Şehadet

Okunuşu: “Eşhedu en lâ ilâhe illellâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlüh.”

Anlamı: “Ben şahitlik ederim ki, Allah’tan başka Tanrı yoktur. Yine şahitlik ederim ki Hazreti Muhammed (s.a.s.)

Allah’ın kulu ve Peygamberidir.”

İman esasları, topluca ve özet olarak hem Kelime-i Tevhid, hem de Kelime-i Şehadette ifade edilmiştir. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamber olduğuna inanmak, O’nun Allah tarafından getirip haber verdiği her şeyin doğru ve gerçek olduğuna inanmayı gerektirir. Bu sebeple bir insan, Kelime-i Tevhid veya Kelime-i Şehadetten birini dili ile söyler, kalbi ile de inanırsa İslâm Dini’ne girmiş olur.

Ancak, müslümanın bu kadarla yetinmeyip, İman esaslarını ayrıntıları ile öğrenmesi ve hepsine ayrı ayrı inanması gerekir.(http://www.diyanet.gov.tr/turkish/weboku.asp?sayfa=8&yid=2)

İslâm âlimleri, imânı önce iki mertebeye ayırmışlardır:
1- Taklidî îman,

2-Tahkikîîman
Taklidî îman: Ana – babadan, hocadan, muhîtten duyduğu ve öğrendiği şekilde, mes’ele üzerinde hiçbir akıl yürütmeden îman esaslarına bağlanmak demektir. Taklidî îman, inanç esaslarına, şuuruna ve teferruatına vâkıf olarak bir inanma olmadığı için, bilhâssa bu zamanda bâzı şübhe ve vesveselere mâruz kalabilir ve sarsılıp yıkılma tehlikesi geçirebilir:
Tahkikî îman ise: İmâna âit bütün mes’eleleri delilleriyle, tafsilâtlı ve teferruatlı bir surette bilmek, tasdik etmek, tereddütsüz inanmaktır. Böyle bir îman şüphe ve vesveseler karşısında sarsılıp yıkılmaktan kendini koruyabilir.

İman etmede kişinin iradesi söz konusu mudur?

İmân, mâhiyet itibariyle, Allah’ın insanlara en büyük lütuf ve ihsanıdır. Allah onu dilediği kullarına nasib eder. Ne var ki bu nasiplenmede, kulun hiçbir rolünün olmadığı da söylenemez. Bil’akis, insan önce kendi tercih ve iradesini kullanarak, îman ve hidâyete istekli olacaktır. Bu talep ve istek üzerine Cenâb-ı Hak da ona îman ve hidâyet nasip edecektir. Bu sebeble İslâm büyükleri îmanı, “Cenâb-ı Hakk’ın, istediği kulunun kalbine, o kulun cüz’î irade ve ihtiyarını sarfetmesinden sonra koymuş olduğu bir nûrdur” diye tarif etmişlerdir.

Tahkikî îmanın da pek çok mertebesi vardır. Bu mertebeleri İslâm âlimleri başlıca üç kısma ayırmışlardır:

1 – İlme’l-yakîn mertebesi: İmânî mes’eleleri ilmen, tam teferruat ve tafsilâtıyla, delilleriyle bilmek ve inanmaktır.

2 – Ayne’l-yakîn mertebesi: İmanî mes’eleleri gözle görmüş, doğruluklarını bizzat müşahede etmiş gibi bilmek ve inanmaktır. Gözle görmekle ilmen bilmek, insana kanaat vermesi bakımından çok farklıdır. İnsan bir şey’i tereddütsüz, kesin olarak bilebilir, ama bir de gözleriyle görünce kanâatı kat kat artar. Amerika’nın varlığını ilmen bilmekle, bizzat görmek gibi… İşte îmanın ayne’l-yakîn mertebesi de, îman esaslarına gözle görmüş kat’iyetinde inanma hâlidir.

3 – Hakka’l-yakîn mertebesi: İmanî mes’eleleri görmekten ayrı, bizzat yaşayarak, içine girerek kabûl ve idrâk etmek demektir. İmanın bu üç mertebesini îzah bakımından şöyle bir misal verilmektedir: Bir yerden duman yükseldiğini uzaktan görmekle insan bilir ki, o yerde ateş yanmaktadır. Dumanı görmek suretiyle ateşin varlığını bilmek, ilme’l-yakîn inanmaktır. Sonra, duman çıkan yere gidip ateşi gözümüzle gördüğümüzü farzetsek, bu da ateşin varlığına ayne’l-yakîn inanmaktır. Bir de ateşin bizzat yakınına gidip sıcaklığını hissetmek, elimizi aleve doğru tutup yakıcılığını duymak suretiyle ateşin varlığını bilmek vardır ki, buna da hakka’l-yakîn inanma denilir.(http://www.sorularlaislamiyet.com)

İman-İslam İlişkisi

İslam, kişinin özünü Allah’a teslim etmesi, yalnız O’na kulluk edip O’nun buyruklarına boyun eğmesi demektir.Kur’an’da İslam, kişinin kendisini Allah’a teslim etmesi ve O’na gönülden itâat etmesi anlamında kullanıldığı gibi gönülden değil, sadece itâat anlamında da kullanılmıştır. “Rabbi ona İslam ol, dedi, âlemlerin Rabbi’ne İslam oldum”ayetinde İslam, birinci anlamdadır. “Fakat biz İslam olduk deyin. Henüz kalplerinize iman girmedi”ayetinde ise ikinci anlamdadır. Bu ayette bedevi Arapların “İslam olduk” demeleri, onların ihlas ve imanlarına delil sayılmamıştır. Burada Arapların sadece sözle itaat ettikleri, gönülden itaat etmedikleri ortaya konuyor.

İiman, gönül işidir. İslam ise imanın gönülden tasdik yanının uygulamasıdır. İslam, buyrukların uygulaması olduğu için görülür. İman, gönül işi olduğu için görülmez. İslam, imanın görüntüsüdür. Görünen amel, sağlam imana dayanmasa da, bu husus, kesin bilinmedikçe o ameli yapan kimseye “müslüman değil” denilemez.(Ali Karataş, S.Ateş’in Tefsiri ve Tasavvufi Yönü, yayınlanmamış yüksek lisans tezi)

İmanın İnsan İçin Önemi

İman, insanın yaratılma sebebidir. Yani o, Yaratanını îmanla tanımak ve ibâdet etmek için yaratılmıştır. İnsan bu yaratılış gayesine uygun hareket ederse âhirette ebedî saadete nail olacak, cennete girecek, aksi takdirde cehenneme atılacak, ebedî şekavet ve bedbahtlığa mâruz kalacaktır.
Bu bakımdan îman, insan için ebedî saadeti kazanma vesilesidir ve cennete giriş anahtarıdır. İmansız cennete girilmez. Bu cihetle insanın îman etmesi ve bu îmanını son nefesine kadar kaybetmeden veya zayıflatmadan muhafaza etmesi, dünyadan da, dünya içindeki her şeyden de daha kıymetli bir nimettir. (http://www.sorularlaislamiyet.com)

İmanın önemini şu örnekle açıklayabiliriz:

Bir ülkenin vatandaşlarına sağladığı imkânlardan faydalanabilmek için öncelikle o ülkenin vatandaşı olmak gerekir. O ülkenin vatandaşı olduktan sonra ülke imkânları kullanılmaya başlanabilir. Bir başka örnek olarak da şunu verebiliriz: Bir okulun öğrencisi olmak için önce o okula kaydolmak gerekir. Kayıt yapıldıktan sonra öğrenci okulun sağladığı imkanları kullanabilir.

İman öncelikle kayıtsız olarak doğruluğuna inandığımız bir şeye kesin bağlılığı ifade eder. Bağlılık ise sorumluluk gerektirir. Kişi bu bilince sahip olup sorumlulukları yerine getirirse, netice olarak bir takım ödüle elbette ki kavuşacaktır. İslama bir kere inanan insan imanın kendisine bir takım yükümlülükler ortay koyduğunu bilir, bu bilinçle hareket ederse Allah’ın kendisine vaat ettiği ebediyet yurdu cennete kavuşacaktır. Bununla birlikte imanının sorumluluğu ile hareket edeceğinden dünyada da kendisi için huzurlu bir yaşam sürecektir.

About these ads